Pages

7 Temmuz 2016 Perşembe

Modernizasyon ve Nerede kaldı o eski Ramazanlar?


Yeter artık bırak şu telefonu, iki çift laf etmeye geldik 2 saattir telefonla çıt çıt çıt ne yapıyorsun dedim. Ardından elimi çeneme götürdüm ve bir anda burnuma ayşe kadın fasülyesi kokusu gelmişti. Evet bir anda annem olmuştum. Tabi ki Physco'daki Norman Bates gibi değil, Kafka'nın Dönüşümü gibi hiç değil. Üniversite 1. Sınıfta Teknik Resim dersinde Autocad çizimi yaparken dahi "Kalk yeter oynama şununla gözlerin şişti" idi anneler için bilgisayar ve bilimum teknoloji. Ve şimdi işler tam da tersine dönmüştü.

Her ne kadar yarı geek bir hayat yaşasam da gelenekselliği seviyorum. Yer sofrasında cümbür cemaat yenilen yemeklerin tadının hiçbir şeyde olmaması gibi büyüklere saygı ve küçüklere sevgi bu samimiyetin içinde Kinder sürpriz yumurta gibi saklı.

Nasıl sömestr tatili 15 tatil adını almışsa artık dini bayramlar da 9 tatili adını alabilir. Büyük şehrin yorgun işçileri ya memleketlerine ya da sahil kenarlarına doğru cuma öğleden sonrasında fişek gibi fırlıyorlar ve kendilerini huzurlu hissettikleri yerlere atıyorlar. Yollarda yaşanan çilelere rağmen keşke çıkmasa mıydık diye bir soru işareti yok. Tatil kültürü oturmamış bir ülke olarak kendimizi en yakın suya çimmek üzere bırakıyoruz. Şambreller fora..

Bir de büyük umutlarla başladığımız 2016 yılının hiç de ummadığımız gibi devam etmesine ne demeli.. Üst üste yaşadığımız üzücü olaylara rağmen her geçen gün upgrade olan korkutucu normalleşme hızımız geleceğe olan umudumuzun azalmasına neden oluyor. Tepkisizliğin doğuracağı sonuçlar ileride daha da üzülmemize neden olabilir.

2010'lar dünyası bireyselleşme yönünde büyük temellerin atıldığı, modern kast sistemlerinin oluştuğu, duygusallığın 2. plana atıldığı, Nazi Almanyası Sovyet Rusyası kadar olmasa da Musollini İtalyası kadar diktatör ama demokrasi ve özgürlüğün bir yerlerde hala yeşermeye devam ettiği bir dünya olma yolunda ilerliyor. Çünkü bir kesim insanlık daha bilinçli. Kirli de olsa bilgi bir yerlerden daha kolay çekip çıkarılabiliyor. Doğru eğitimin önemi bu yüzyılda daha çok öne çıkacak. Ve bizler de "Ah evladım biz yine yaşadık sizler için çok endişeleniyoruz" bayrağını devralacağız gibi duruyor.

Tabi ki modern hayatın sunduğu kolaylıklar yadsınamaz. Ama birinci önceliğimiz barışı daim kılmak olmalı. Sadece memleketimizin değil tüm dünyanın buna acilen ihtiyacı var. Acıyı ve sevinci el ele yaşadığımız günlerin umuduyla görüşmek üzere..



10 Şubat 2016 Çarşamba

Bildiğin herşeyi unut.. Geriye doğru sayım başladı... 3,2,1... Ve Puff...


Soğuktan ziyade sessizlik ürpertiyordu insanın içini..
Birbirine sokularak ısınmaya çalışan, sınavlarından yeni çıkmış yorgun üniversiteliler hızlı hızlı yurtlarına doğru ilerlediler..
Yokuşun tam da altında bekliyordum..
Yokuşlar bisikletle tırmanırken bir hedefti hemen ardından ayaklarını kadrosuna koyarak inerdin..
Bu defa yokuş bana hedef değil ulaşması çok zor bir zirve gibiydi..
Sanki havadaki sis, zirveyi yalayıp geçen bulut kümesi gibi hareketliydi..
Ayaklarım her zamanki gibi, yeni bir engelle karşılaştıklarında her zaman yaptıkları gibi hızlıca hareket etti..
Ama kalbim çok acıyordu.. İnsanın yüzünü Ankara'nın demir gibi soğuk havası değil yalnızlık yakıyordu..
Art arda patlamaya başladı havai fişekler..
Ve geriye doğru saymaya başladı umudunu yeni yılda arayan tüm yürekler...
3,2,1.. Hoş geldin umut dolu yeni yıl..  Ve o komik cümle.. Mutlu Yıllar 2004

Aradan geçen 12 senenin ardından hayatımıza giren akıllı zımbırtılar haricinde hiç değişmedi..
Yine bir yerlerde kan akarken bir yerlerde insanlar zevk-i sefa içinde yaşıyorlar..
Hala birileri diğerlerine haksızlık yapıyor..
Hey gidi yaşlı dünya için 12 sene ne ki..
Sen çok yaşa yaşlı dünya amca..

22:50 - Ankara

10 Mart 2015 Salı

Hafta sonu ve mutluluk üzerine..

Ankara'da hafta sonundan beri çok güzel bir hava var.. Bu mevsimde hiç de beklenmeyen bu durum insanı şiddetle dışarıya doğaya çağırıyor.. Biz de bu çağrıya uyduk ve soluğu Abant'ta aldık.. 
Aslında niyetimiz gözlerimizi hasret kaldığı yeşille doyurmak ciğerlerimize mis gibi dağ havası çekmekti.. Öyle de yaptık ancak göl hala buz tutmuş halde olduğundan gölün mavisini göremeden döndük.. Hemen girişteki küçük müzeyi hızlıca gezdikten ve büfelerden zar inceliğindeki sucuklu tostlardan yedikten sonra gölün etrafında gezintiye çıktık..
Güzel bir havada piknik yapmak için yeniden gelmeye karar verdik.. Yolda otostop çeken bir çifti hotellerine bıraktıktan sonra Highway Outlete uğramak için yola devam ettik. Fakat kısa bir süre sonra ters istikamete gittiğimizi farkettik. Yapacak birşey yoktu doğrudan Ankara'nin yolunu tuttuk.. Gülnurun adrenalin dolu sürüşüyle sağ salim Ankara'ya vardık.. 
Pazar sabahi yine çok güzel bir hava vardı.. Göksu etrafindaki turumu tamamlarken aklımdaki soru insanların gözlerinin içine bakıp günaydın dediğime neden hiçbir anlam verememeleriydi. Oysa ki yapacakları şey oldukça basit; içten bir gülümseme ve ardından sıcak bir günaydın hepsi bu.. Aklıma cundada rastladığımız teyze geldi o anda.. Egenin sıcaklığı insanın kanına kadar işliyor.. Buralar bize hep soğuk gelecek anlaşılan..

19 Ocak 2015 Pazartesi

Yazımlayamamak üzerine serzenişler No:1

Aslında herşey güzel sevgilimin "Bir zamanlar ne güzel şeyler yazmışsın. Şimdi hiç yazmıyorsun ne oldu kuzum sana böyle" deyişiyle başladı. Bu serzenişi hiç de yersiz değildi. Keza yazmıyordum. Bilakis hovardalıktan başımı kaldıramıyor kah oraya kah buraya sürükleniyordum. Lakin..
Evet biliyorum edebiyat benim işim değil.. Ama insan yazmalı yahu birşeyler kaydetmeli beyaz sahifenin üzerine ki yaşanılan şu yıllar bir anlam kazansın değil mi a dostlar.. Yaş ilerledikçe insan bu triplere iyiden iyiye giriyor kaçınılmaz olarak..

2010 yılında adım attığım Bursa'dan 2014 Haziranında biraz terk edip gitmenin hüznü biraz da yeni bir maceraya atılmanın heyecanı ile ayrıldık. 2015 yılı Ocak ayı itibariyle 31 yaşıma girmiş olacağım. Dile kolay bu kadar zamanda birçok anı birikti ancak hala yapılmamış, bizleri heyecanla bekleyen o kadar çok şey varmış gibi hissediyoruz. Kendimle ilgili aklımda kalan güzel anıları geçmişten başlayarak zaman zaman paylaşmayı düşünüyorum. Bundan sonrası içinse duyduğumuz heyecanın daim olmasını umut ediyor bundan sonraki yazımda buluşmak üzere esen kalın diyorum efendim. (Ulan uzun uzun bir sürü şey yazacaktım çok fena uykum geldi ne yapayım arkadaş, Orhan Pamuk son kitabını 6 senede yazmış vay arkadaş ya..)

21 Ekim 2013 Pazartesi

12 Angry Men-Günün Filmi

Hikaye bir cinayet davasındaki yargıcın jüriye talimatlar verdiği kapanış konuşmasının sonrasında başlar. Amerikan yasalarına göre jürinin kararı (suçlu ya da suçsuz) oybirliği ile alınmalıdır. Oybirliği ile alınmamış olan karar jürinin kendini feshetmesi ve davanın yeniden görülmesi anlamına gelir. Jürinin karara bağlaması gereken konu şehrin fakir bölgesinde yaşayan bir çocuk zanlının babasını öldürüp öldürmediğine karar vermektir. Jüri ayrıca sanığın suçlu bulunması halinde uygulanacak cezanın idam olacağı (elektrikli sandalye) konusunda bilgilendirilir. Sonrasında on iki jüri üyesi davayı tartışacakları ve birbirlerinin kişiliğini tanıyacakları jüri odasına girerler.
Sekiz numaralı jürinin en azılı rakipleri 3. 4. ve 10. jüriler çocuğun bahanesinin berbat olduğunu, cinayet gecesi gittiğini iddia ettiği film hakkında herhangi bir ayrıntı hatırlamadığını ve babasını öldürmek için yeterince motivasyonunun olduğunu belirtirler. Suçsuz kararını savunanlar çocuğun hafıza eksikliği yaşadığı panik ile açıklanabileceğeni ayrıca tanıklardan yaşlı adamın ilgi çekmeye çalışmış olabileceğini ve diğerinin cinayete gözünde gözlükleri yokken tanık olmuş olabileceği söylerler. Müzakere devam ederken jüri üyeleri de 9., 5., 11., 2., 6., 7., 12., 1., 4., 10., ve son olarak da 3. jüri sırasıyla suçsuz kararına doğru yönelmeye başlarlar. 
(Alıntı-Vikipedia)

Cevizli mantı denediniz mi?

Korupark'ta geçirdiğimiz boş beleş birkaç saatin ardından fena halde acıktık. Avmlerin hazır ve "samimiyetsiz" yemeklerinden gına gelmişken aklımıza neden mantı yemiyoruz ki? sorusu geldi. Ancak güzel bir mantıcı bulamadığımızdan birçok defa olduğu gibi yine Foursquare'e danışmak durumnda kaldık. Ve karşımıza İhsaniye'de bulunan Sinop Mantı Evi geldi. Akuğurun hemen karşısından içeriye girdiğimizde küçük bir dükkanla karşılaştık. Hep sevdiğim türden küçük dükkan-büyük lezzet-muhteşem sıcak insanlar konseptini uzun süre sonra yakaladık. Emekli karı-koca ablamız ve abimizin işlettiği mekanda bizleri çok sıcak karşıladılar. Cevizli-yoğurtlu mantıyı ve ikramları olan tatlıyı götürdükten sonra yüzlerde memnun bir gülümsemeyle dükkandan ayrıldık.

http://www.sinopmantievi.com
ulasim içerik

21 Eylül 2013 Cumartesi

Yeniden merhaba dünya! (Varsa diğer galaksilerdeki uzaylı kardeşlerim)

"Yalnızca mutsuz insanlar yazar" demiş birileri. Sorsanız mutsuz muyum? Hayır, ancak yazmayalı,duygularımı harflere dökerek ifade etmeyeli  o kadar uzun zaman olmuş ki neredeyse yazmayı unutmaya başladım. 2013 sonbaharı yaklaşırken, ekim ayına birkaç gün kala geçen 29 yıla geri dönüp bakmak istiyorum ama o kadar arap saçı olmuş ki anılarım, istediklerimi çekip çıkarmakta zorlanıyorum.